Milos Adası Köyleri Ve Ören Yerleri

Kiklad Adaları’nın en büyük beşinci adası olan Milos Adası, at nalına benzer karakteristik bir körfeze ve 151 km²’lik yüzey alanına sahip. Nakşa’dan zorlu bir feribot yolculuğu sonrası vardığımız adadaki otelimizi adanın kuzeyinde seçtiğimizden bahsetmiştim. Milos’un yaklaşık 3 katı büyük Nakşa’da araçla 4 günde 500 km kadar yol yapmışken, Milos’ta toplam araçla yaptığımız mesafe aynı sürede 150 km’yi geçmedi.

Adanın esas olarak 7 köyü var ama biz özellikle Adamas, Plaka, Tripiti köylerini ve sahil şeridine dağılmış Klima, Mandrakia, Firopotamos gibi küçük balıkçı yerleşim birimlerini gezmekle yetindik. Ada antik dönemlerden beri yerleşim alsa da Nakşa kadar çok tarihi ve gezilecek ören yeri yok.

ADAMAS:

Feribotların yanaştığı ana liman olan Adamas; kafe, taverna ve sahil yürüyüş yollarıyla adanın en hareketli yerleşim yeri. Yine de Nakşa merkezdeki hareketliliğe göre sakin sayılır. Alışveriş ihtiyacımızıın olduğu zamanlar ve son gün dışında orada olma gereği pek hissetmedik. Sahile sıralanmış restoranda tatilimizin son yemeğini yedik.

TRYPİTİ KÖYÜ

Bu köye gitmeniz için en önemli neden yeraltı mezarlarını (Catacombs) ziyaret etmek olmalı. Mezarların bulunduğu alana araçla bir yere kadar gidelebiliyor ve sonrasında ise yürümek zorundasınız. İlk olarak karşınıza adanın antik dünyadaki kültürel ve sanatsal zirvesinin en büyük kanıtı olan ve dünyaca ünlü Milos Venüsü (Aphrodite) heykelinin imitasyonu çıkıyor.

1820 yılında adadaki antik kentin kalıntılarında bir köylü tarafından bu civardaki tarlasında bulunmuş ve sonra da Fransa’ya kaçırılmış. Bugün orijinali Paris’te Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Trypiti köyü yakınlarında yer alan Milos Yeraltı Mezarları‘nın tarihi Roma dönemine (MS 1. ve 5. yüzyıllar arası) kadar gidiyor. Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan ilk Hristiyanların ibadet ettiği, ölülerini gömdüğü ve gizlendiği bu mezarlar; Roma ve Kudüs’ten sonra dünyadaki en önemli erken Hristiyanlık anıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Önemli bir tarihi alan.

O dönemin mezarları duvarlara açılır ve ölülerde buralara yerleştirilirmiş. O zaman mezarlar bu şekilde sade görünümde değil, daha süslü bir haldeymiş. Ada halkı bu mezarları bir süre soğuk hava deposu gibi kullanmış.

Aslında bu yeraltı mezarlarından 3 tanesi kazılmış ancak ziyarete açık olan 2 tanesi. Alanı gruplar halinde ve rehber eşliğinde geziyorsunuz. ziyaret ücreti 10 Euro kişi başı ve 15:30 son ziyaret saati.

Buraya kadar gelmişken otoparka yakın eski yeldeğirmenlerinin bulunduğu tepeye doğru yürümeyi de ihmal etmeyin. Güzel fotoğraflar çekeceksinizdir.

Plaka:

Adanın tepesine kurulmuş olan Plaka, geleneksel Kiklad mimarisi (beyaz evler, mavi pencereler ve dar labirent sokaklar) dendiğinde akla ilk gelen yerdir. Araç girişine kapalı olan bu tarihi köyün tepesindeki Venedik Kalesi (Kastro), Ege Denizi’ne karşı gün batımını izlemek için adadaki en büyüleyici durak.

Biz öğle sıcağında oradaydık ve merdivenler bizi biraz zorladı ama tepeye vardığınızda ödülünüz büyük olacaktır.


Plaka’nın en yüksek noktasında, 13. yüzyıldan kalma bir Venedik kalesinin kalıntıları ve yamacındaki beyaz badanalı Panagia Schinousa Kilisesi yer alıyor.

Zirve, tüm adayı kuşbakışı gören 360 derecelik panoramik bir manzara sunuyor. Bu nokta Milos’ta gün batımını izlemek için en popüler noktaların başında geliyormuş.

Milos’un tarihi başkentidir. Köy bir savunma kalesi olarak inşa edildiğinden, dar patikaları istilacı korsanların kafasını karıştırmak amacıyla bilerek labirent şeklinde tasarlanmış.

Biz aynı günün bir öğle sonrasında hem yeraltı mezarlarını ve hem de Plaka Köyündeki Venedik Kalesi gezisini yaptık. Glaronisia adlı bir restorantta ise geç öğle sonrası yemeğimizi yedik.

Bu tavernada herhalde gezimizin en güzel yemeklerinden birini yemişizdir. Nefis bir kuzu haşlama yedik. Musakka yemeği de çok özelmiş ama biz orada iken daha henüz pişiriliyordu. Cumartesi akşamları canlı müzik de oluyormuş.

Klima, Mandrakia ve Firopotamos

Bunlar klasik anlamda kalabalık köyler olmasa de “Sirmata” adı verilen, alt katları tekneleri korumak için oyulmuş ve kapıları rengarenk boyanmış geleneksel balıkçı evleriyle Milos’un fotoğraflarda en çok görülen, mutlaka ziyaret edilmesi gereken ikonik sahil yerleşimleridir.

Aslında bunlar zamanında ev amaçlı hizmet vermezlerdi. Balıkçı teknelerini kışın fırtınalardan ve dalgalardan korumak için oyulmuş geleneksel tekneliklerdi. Alt katın denize açılan devasa, kemerli büyük kapıları var; balıkçılar teknelerini doğrudan buradan içeriye çekerlermiş.

Üst kat ise genellikle balıkçıların ve ailelerinin geçici olarak dinlendiği, ağlarını onardığı küçük birer oda (bazen ufak bir mutfak ve yatak) olarak kullanılırmış. Günümüzde ise birçoğu restore edilerek yazlık eve, butik pansiyona veya nostaljik tatil evlerine dönüştürülmüş.

Konuyu bu civardaki To Diporto adlı başka bir restoranda yediğimiz güzel musakka ve müjver yemeğinden bahsederek bitirelim. Yolunuz buralara düşerse, sıcak ve samimi ortamıyla gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim yemek mekanlarından biri olabilir.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.09.2026

Leave a comment

Bir Cevap Yazın

  • Arşivler

  • Diğer 558 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 400.095 ziyaretçi
  • Kategori Bulutu

  • Eylül 2026
    P S Ç P C C P
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    282930  

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız

GEZEKALIN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin