• Arşivler

  • Diğer 527 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 266.992 ziyaretçi
  • Mayıs 2019
    P S Ç P C C P
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    2728293031  

Yunanistan Makedonyası’ndan Yol Üstü Duraklar: Pella-Veria-Vergina

P4200142.JPG

Kısa Yunanistan gezimiz sırasında bir karar vermiştim; Ülkeye döner dönmez ünlü yönetmen Oliver Stone’nun “Büyük İskender” adlı filmini yeniden izleyecektim. Bunun nedeni hem Büyük İskender’in doğum yeri olan ve milat öncesi 4. yüzyıllarda Makedon Krallığının bir dönem başkentliği yapmış Pella Antik Kentini gezmemiz ve hem de eski adı Aigai (Makedon İmparatorluğu’nun ilk başkenti) yeni adı Vergina  yerleşim yerinde bulunan Büyük İskender’in babası II. Philippe‘in tümülüs mezarını gezmemizdi. Büyük İskender ve babası II. Philippe’nin ruhlarını gezdiğim yerlerde hissedince filmi yeniden seyrettim…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İyon Denizi sahilinden, Türkiye sınırına uzanan Via Egnatia denen tarihsel önemi olan bir yol vardır. Bu tarihi yol hem Roma Ordularının hedeflerine hızlıca ulaşmalarını sağlamıştır ama daha da önemlisi Roma’yı zenginleştiren ve besleyen ticari bir yoldur.  Bugün artık otoban ya da üzeri asfalt yol  olsa da hala büyük kısmı kullanımda olan Via Egnatia tarihte her zaman önemli olmuştur. Bu yol üzerinde bulunan ve fethettikten sonra şehre kendi ismini veren Kral II. Philippe’nin şehri Philippi Antik Kenti UNESCO Kültür Mirası Listesinde bulunuyor. Kavala’da fazlaca oyalanıp, bir de Sfageia bölgesinde, deniz kıyısında Balaouro adlı restoranda o nefis sardalye ve ahtapot yemeğe kendimizi fazlaca kaptırınca gezi programımızda olan  antik kent kapısına vardığımızda saat 15:40’ı bulmuştu.

Bu antik kenti gezmeniz için saat 16:00’ya kadar zaman veriliyor. Biz ancak yalvar yakar içeri girip 20 dakikada koşarcasına bir kaç fotoğraf çekebildik. “Pişman mısın? O gün gezemediğin antik kent için yemekten vazgeçer miydin?” diye soranlara yanıtım: “Hayır!Kesinlikle vazgeçmezdim.” olur. Kavala’nın içinde yemek yerine, size önerdiğim yerde yemek yemenizi öneririm. Hem çok daha ucuz, hem de eminim daha leziz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella Antik Kenti, Selanik’ten yaklaşık 45 km kuzey batıya doğru. Bir dönem başkentlik yapsa da benim için esas önemli olanı tarihin gelmiş geçmiş en büyük krallarından Büyük İskender’in doğduğu kent olması.

P4210225.JPG

Büyük İskender ve ardından gelenlerce zenginleşmiş olan kentin yalnızca küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilmiş. Bu hali bile çok ihtişamlı. Büyük Agora, gölgeli sütunlar, evler ve arasındaki yollarla çok düzenli ve zengin bir kentmiş. Afrodit, Demeter ve Kybele’ye adanmış tapınaklar ve İskender’in yaşadığı yıllara tarihlenen çakıl mozaikler bulunuyor.  Mozaiklerin 3 tanesi antik kentte, diğerleri ise müze içinde sergileniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella Antik Kenti’nde ortaya çıkartılan eserler köy içindeki modern müzede sergileniyor. Bu müzeyi mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

P4210287.JPG

Müze içerisinde Makedonların kullandıkları silahlar, zırhlar, altın taçlar, takılar, kullanılan eşyalar, kap, kaçak ve hatta oyuncak gibi çok çeşitli buluntular sergileniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzede mozaiklerden bazıları da sergileniyor. Ayrıca üst katta, zamanında Pella’da yaşayan kadın ve erkeklerin giysilerinin nasıl olduğunu gösteren geçici bir sergiye de denk geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella sonrası Veria (Karaferye) doğru yola düştük. Veria da, Via Egnatia üzerinde olan bir şehir. Philippi Antik Kentine Selanik’ten önce, Veria’ya ise Selanik gezinizden sonra gitmelisiniz.  Veria Yunanistan’ın Orta Makedonya bölgesinde,  Selanik’e yaklaşık 76 km uzaklıkta 40000 nüfuslu bir şehir.

P4210344.JPG

Osmanlı Devleti döneminde de Selanik ve Manastır gibi iki önemli şehri birbirine bağlayan yol üzerinde olması nedeniyle Balkanlar’ın en önemli merkezlerinden biriymiş. 1924 Nüfus Mübadelesi öncesinde yoğun bir Türk nüfus, ayrıca II. Dünya Savaşı Yahudi Soykırımı öncesinde de kalabalık bir Yahudi nüfusu barındırmaktaymış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim size burayı gezerken önereceğim en önemli yer Barbouta Yahudi Meydanı. Plateia Antoniou civarında arabanızı bırakıp, Vasileos Konstandinou‘ya doğru aşağıya yürürseniz kendinizi çok güzel bir yerde bulacaksınız.  Yahudi muhiti, süslü ve görkemli evleri, sinagogları ve İbranice işlenmiş sade evleri ile özel karakterini koruyor.  Tripitamos Nehrinin suları, yemyeşil bir ortam ve bir dönemin zenginliğini yansıtan nefis evlere hayran kalmamak mümkün değil. 

P4210332.JPG

Burada bulunan sinagog çok önemli. Cimriliğimiz tuttu, içeri girip de gezmedik. Ama bugün bu yazıyı yazarken gördüğüm fotoğraflardan sonra içeri girip ziyaret etmediğime pişmanım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karaferye yakınındaki (13 km.) Aigai (Yeni adı Vergina) yakın geçmişte keşfedilen Makedon kral mezarları nedeniyle turistik önem kazanmış. Mezar alanı UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Kral II. Philippe milattan önce 356 yılında 23 yaşındaki iken kral olmuş. 23 yıl süren krallığı sırasında Yunanistan’ı tümden ele geçirip Helen Birliğini kurmuş ama 46 yaşında asiller tarafından bir suikastla öldürülmüş. Yerine de efsanevi Büyük İskender tahta geçmiş.

P4210395.JPG

Mezarların bulunduğu alan dışarıdan bakınca yukarıdaki fotoda olduğu gibi bir şeye benzemiyor. Sadece bir tepe, bir de bir tünel görüyorsunuz. Ama içerisi muhteşem bir hazine saklıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İçeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Yani içerideki o muhteşem mezar odalarına ait tek bir karem bile yok maalesef. İç mekan fotoları sosyal medyadan.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası aynı zamanda Makedon Krallığının da başkenti olunca Antik Kent de çok önemli. Tiyatrosu, agorası, saray, yaşam alanları ve mezarlıkları ile antik kent alanı da çok zengin. Ama yine saate yakalanınca antik kenti gezemedik.

1

Aslında Aigai’de 300 den fazla tümülüs mezar varmış.  Bunların çoğu mezar soyguncularınca tahrip edilmiş. Tümülüs mezarlardan en önemli olanı tabii ki 1997’den beri müze haline dönüştürülmüş olan Kral Philippe ve torunu  IV. Alexander’a ait olanı. Bunlar soygunculardan kurtulabilmiş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tünelden sonra çok güzel düzenlenmiş bir müzeye geliyorsunuz. İçeride sütunlu kapılarla 3 tane mezar odası var. Bunlardan 2 numaralı mezar Kral Philippe’nin mezarı. Birisi torun IV. Alexander’a ait, bir tane mezar ise tahrip edilmiş. Mezardan çıkan ve krala ait savaş kıyafetleri ve silahlar, altın tacı, kralın kemikleri ayrı yerlerde sergileniyor.

Λάρνακα

Krallar tarih boyunca görkemli saraylar, şehirler yapmışlar. Yaşarken sürdükleri sefa yetmemiş, ölüm sonrasını da renkli hale getirmeye çalışmışlar. İnançlarına göre ölüm sonrası gidecekleri yere tüm servetleri, silahları, yaşam malzemeleri ve hizmetkarları, eşleri ile birlikte gitmişler. Kralın eşlerinden İskit kökenli kraliçesi, Kral Phillipe öldükten sonra onunla birlikte gömülmek istemiş ve yakılan bedeninden kalanları altın bir sandığa konulup, kralın mezarına konmuş. 

Bu tip görkemli sarayları, mezarları gezerken aklıma hep bir soru takılır; Acaba bu kadar muhteşem yerin yapılması kaç kölenin canına mal oldu? Acaba bu zenginliğin karşılanması için kaç ülke istila edildi?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

06.05.2019 Saat 09:00

 

 

 

 

Bulutların Üstünde: Meteora

P4220787.jpg

İnsanoğlu ne kadar şaşırtıcı, ne kadar da inanılmaz işler yapabiliyor değil mi? Gün geliyor dağların, tepelerin üstüne, gün geliyor yerin yedi kat altına tapınaklar, manastırlar, saraylar, yaşam alanları inşa ediyor. Bugünden geçmişin teknolojik imkanlarını düşündüğümüzde bunların yapımı insanı hayrete düşürüyor. Ulaşılmaz tepelerin, dağların üstüne tapınaklar, manastırlar inşa etmelerine kimi zaman inançlarına göre yaratana yakın olmak fikri, kimi zaman da insanın en büyük düşmanı olan insandan kaçmak eylemi neden olmuş.  İşte sizlerle bugün insanın yaratıcılığına, imkansızı başarmasına güzel örneklerden bir yer olan , adeta bulutların üstüne kurulu manastırların diyarı Meteora gezimi paylaşacağım.

IMG_2927.jpg

OLYMPUS DIGITAL CAMERASelanik’ten 3 saat süren 230 km’lik bir yol sonrası Yunanistan’ın Teselya Bölgesinde bulunan Kalambaka (Kalampaka) adlı küçük bir şehre ulaşıyorsunuz. Biz Meteora’ya Kastoria’dan hareketle ulaştık. Meteora’ya giden yol kıvrımlı ama çoğu yerde müthiş manzaralar karşınıza çıkıyor. Yani bu mevsimde yollarda bahar var. Yaklaşık 22000 nüfuslu bu şehrin önemi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil olan Meteora manastırlarına ev sahipliği yapmasından geliyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2852.jpg

Rüzgarın, suyun ve depremlerin etkisiyle milyonlar süren zaman diliminde ortaya çıkmış, düz vadiye dik olarak yükselen kayalar Kalambaka’nın kuzeyinde, Pindus Dağlarının güneyinde bulunuyor. Kayaların diğer tarafında ise Kastraki adlı bir başka yerleşim yeri var. Şehir olan Kalambaka yerine, daha samimi bulduğum Kastraki Kasabasında konakladık. Burada Kastraki Hotel, tur boyunca konakladığım en güzel yerdi. Meteora manzarasına karşı balkon sefamızı çok sevdim. Kahvaltısı ise müthişti. Yemek tercihleriniz için Kastraki Hotelin karşısında birkaç taverna mevcut. Burada mutlaka et yemelisiniz.

P4230849.JPG

Meteora’nın hakkını vermek için en az bir gece konaklamanız  gerekir. Biz gezmedik ama Kalambaka’da 6. yy’dan kalan Meryem Ana Bizans Kilisesi (The Byzantine Church of Virgin Mary) freskoları ile meşhurmuş.

P4230919.jpg

Meteora Yunanca “Boşlukta asılı kalan” anlamında bir kelime.  Keşişlerden öncesinde de mutlaka doğanın yarattığı doğal korunaklara, mağaralara, yerleşen insanlar vardır ama Meteora’ya bugünkü dini önemi anlamında ilk yerleşim, 985 yılında Barnabas isimli bir keşişin Meteora’ya inzivaya çekilmek için gelmesi ile başlamış. İlk zamanlar alçak mağaralarda bireysel olarak ibadet eden bu keşişler zamanla bir araya gelip ibadet eder olmuşlar ve bugün artık ya harabeleri olan ya da hiç bir iz kalmayan küçük kiliseler yapıp cemaatler oluşturmuşlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı Aynoroz Yarımadası‘dır (Athos). Burada bulunan Athos Dağı Ortodokslar için kutsal kabul ediliyor. Meryem Ana’ya, Tanrı tarafından hediye edilmesiyle başlayan dağın kutsallığı, dağa 20 manastır yapılmasıyla devam etmiş.  10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmış. Aynoroz nüfusunun tamamı erkek. Aynoroz’a kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’da hiç kadın yok. Dahası dünya ve Yunanistan’ın tek kadınsız bölgesi burası. “Athos Dağı Manastırları ile Meteora’nın ne ilgisi var?” diye sorduğunuzu hissediyorum. Ama Meteora Manastırlarının hikayesi oradan kaçan rahiplerle başlıyor zaten. Bizans Döneminde Türk akıncılardan kaçan Athos Dağındaki rahipler, Meteora’nın kum taşı kulelerin üstündeki korunaklı, ulaşımı zor manastırlara gizlenmişler. Tabii ki saldırılardan korunmak için de dağların daha ulaşılmaz olan tepelerine yerleşmeye başlamışlar.

P4220707.JPG

14.yy’ın başında küçük bir kilise ile başlayan ilk yapılaşmayı, 1382’de keşiş Athanasios’un yaptırdığı Büyük Meteora Kutsal Manastırı (Megalou Meteorou) izlemiş. Zaman içinde Yunanistan’ın diğer köşelerinden gelen diğer keşişler ile birlikte toplamda bazı kaynaklarda 20, bazılarında 24 manastır oluşturulmuş.

P4220761.JPG

Meteora vadisi maalesef 1943’te Alman ordusu tarafından bombalanmış. Bu sebeple 16. yy’da sayısı 24’e çıkan manastırlardan bugün sadece 6 tanesi ayakta. Bu Manastırlar: Agios Nikolaos Anapafsa, Metamorphosis tou Sotiros veya Megalou Meteorou, Varlaam, Roussanos, Agia Triada ve Agios Stephanos. Manastırlardan Roussanou ve Agios Stefanos rahibelere ait, diğer 4 manastır ise rahiplerin. Her bir manastırın hafta içi kapalı olduğu en az bir gün var. Yani ziyaret edeceğiniz manastırın açık olduğu günü ve ziyaret saatlerini kontrol etmeniz gerekiyor.   Manastır girişlerinde küçük birer gişe var, giriş için her bir manastır 3 Euro ücret alıyor ve bilet veriyor. Manastırların bahçelerinde fotoğraf çekebiliyorsunuz ancak kapalı alanlarda, özellikle kilise ve şapellerde fotoğraf çekmek kesinlikle yasak.

P4220837-002.JPG

Meteora Manastırlarının en güzel fotoğraflarını seyir noktalarından alabiliyorsunuz. Biz Meteora’ya vardığımız ilk günün öğle sonrasını bu seyir noktalarında manastırların ve vadinin dışarıdan fotoğraflarını çekmekle geçirdik. Öğle sonrasında saat 4’den sonra çoğu manastır ziyarete de kapalı olunca seyir noktaları kalabalık değildi. Rahat rahat fotoğraf çekebildik. Sonraki gün sabahtan 3 tane manastırın içinin ziyaretini yaptık ve Varlaam, Roussanos, Agia Triada Manastırlarını gezdik. Gezdiklerim içinde en güzeli Varlaam, ulaşımı en zor olanı ise Agia Triada idi. Genelde turistleri ulaşımı en kolay olan Agios Stephanos’a ve zorluk derecesi daha az olan Varlaam, Roussanos Manastırlarına götürüyorlar. Bazı manastırlarda çelik halatlara takılı ve çekme sistemi ile çalışan sepetleri hala görmek mümkün. Bazen insanlar, bazen de ağır eşyalar bu sepetlerle uçurumun kenarında seyahat ediyorlarmış.

P4230867.JPG

Biz ertesi gün kaldığımız Kastraki’den yola çıkarak bazı manastırları gezdik. Kastraki’den başlarsanız önce Agios Nikolaos Manastırını göreceksiniz. Duvarlarda 16. yüzyılda çok ünlü olan bir sanatçının freskoları var. Freskoların en iyi örnekleri bu manastırdaymış ama biz bu manastırı gezmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meteora’da yapılan ilk ve en büyük manastır olan Megalo Meteoro, 623 metre yükseklikteki devasa kum taşı kulesine adeta bir kartal gibi konmuş. Manastırın girişindeki mağara, Athanasios’un 1382’de manastırını kurmadan önce yaşadığı yermiş. Katedraldeki freskoları Bizans sanatının en iyi örneklerinden ve kütüphanesi meşhur. Biz gittiğimiz gün ziyarete kapalıydı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Meteora’nın ikinci en büyük manastırı 14. yy’da yapılan Varlaam. Hem konumu, hem de 16. yy Bizans sanatını yansıtan freskoların bulunduğu kilisesi ile Varlaam, Meteora’nın en etkileyici manastırlarından. İçinde, zamanında hastane olarak kullanılan bir bölüm var. Bu manastırda hala makara sistemi ile eşya çekiliyor. İçerideki freskoları çok güzel. Bu manastırı ziyaret programınıza mutlaka almalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rahibelerin yönettiği Roussanou Manastırını gezdik. Bu manastıra hem alttan merdivenlerle hem de üstten köprü ile ulaşıyorsunuz. Biz merdivenlerle çıktık. Bu manastırdan manzara müthiş ve civardaki manastırları fotoğraflamak için bile olsa burayı ziyaret edin bence.  Ağaçların ortasında yükselen dar bir kum taşı kulesinin üzerinde oluşuyla, diğer manastırlardan biraz daha farklı bir güzelliğe sahip. 16. yy’da tamamlanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1362’de yapılan Agia Triada Manastırına ulaşmak oldukça zorlu. Önce bir patika inmek ve sonrasında çıkmak gerekiyor. Daha sonra ise 145 dik basamağı tırmanmak gerekiyor. İçi diğerlerine göre daha az çarpıcı ancak buradaki teleferik sistemini ve Kalambaka’yı tepeden görüntülemek zahmete değiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya burayı James Bond’un 1981’de çekilen “Yalnız Senin Gözlerin İçin” filmiyle tanımış. Gücünüz varsa burayı da ziyaret programınıza alın derim. Ancak zahmetli, sonradan kulaklarım sizin tarafınızdan çınlatılmasın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım; Özetle Meteora masalsı, bulutların üstüne asılı bir dünya. İnsanın tanrısına yaklaşma çabaları ve insandan kaçma güdüsü ile inşa ettiği bir dini merkez. Gezmeden, gezgin olamayacağınız bir başka güzel yer….

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

02.05.2019 saat 01:48