Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Canaima’dan Caracas’a-Caracas/Venezuela

IMG_7864

Sabah erkenden kalkıp, kaldığımız tesisten hava limanının bulunduğu merkeze kadar yürüyüş yaptık. Bugün en geç öğlen Canaima’dan gruplar halinde ayrılmamız gerekiyor. Bu nedenle bu cennetin güzelliklerine mümkün olduğunca çok şahit olmak istiyorum.

Önce kaldığımız tesisin bahçesini ve daha sonra da yakında bulunan Wakü Lodge gibi diğer tesislerin bahçelerini gezdik ve en son da Campamento Canaima adlı tesise ve sahiline inip yürüyüş yaptık. Sonuncu olan tesis buranın en büyük olanı ve hemen Canaima Lagünü kıyısına kurulu. Burada tesislere girerken, sahilinde yüzerken “yassak hemşerimm” zihniyeti yok. Kıyılar ve tesisler herkese açık.

528687_300Yolda oranın “AVM” sayılabilecek bir küçük markete uğrayıp beyaz peynir bile aldık. Bizim köy peynirlerine benzeyen ve az tuzlu bir tadı vardı.

Daha sonra konakladığımız tesise dönüp kahvaltı yaptık. Bir süre sonra da Puerto Ordaz’a erken dönecek olan grubu uğurladık. Canaima’da geride kalan grubun ise 2 saatlik bir zamanı daha var.  Önce mayolarımızı giyip Campamento Canaima  adlı tesis içinden lagüne girdik ve yüzdük. Suyun içinde, suyun rengi nedeni ile vücudumuz kırmızımsı bir renk aldı. Çok eğlenceliydi. Yerel rehber Antonio Hitcher’den bizi biraz gezdirmesini rica ettik ve o da bu işi gayet güzel yerine getirdi. Otelin transfer aracına binip yakında bulunan ve şelaleleri daha uzaktan ama tam karşıdan gören bir köye gittik. Burada yerel rehber Antonio’dan bahsetmem lazım. Bu arkadaş benim tanık olduğum en doğa sever ve çevresinin kıymetini bilip koruyan insanlardan bir tanesiydi. Hangi kuşun, çiçeğin ve tepui’nin ismini sorsam duraksamadan yanıt verdi. Kendisinin aslında bir eczacı olduğunu sonradan öğrendim. Ama kendisi Canaima Ulusal Parkına kendini o kadar adamış ve konusuna da o kadar hakim ki Canaima Ulusal Parkı ve Tepui’lerin maketini tek başına yapmış ve her yerde onun bu yapıtı var. Buradan bir kez daha teşekkür etmeliyim kendisine.

Antonio bizi köy ziyaretinden sonra Canaima Lagünü şelalelerini bu sefer daha yakından göreceğimiz bir noktaya götürdü. Burada hidroelektrik santralinin su kaynağı olan Salto Ucaima’nın üstünde bulunan seyir noktasından fotoğraflar aldık. Suyun inanılmaz gücü insanı kendine hayran bırakıyor. Sonunda bizim de Canaima’dan ayrılma zamanımız geldi ve biz de beşer kişilik gruplar halinde Cessna uçaklara bindik ve bir saatlik bir uçuşla Puerto Ordaz’a uçtuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim kafamda Canaima sonrasında gezi tamamlanmıştı. Caracas’da nasıl bir güzellik ortaya çıkarsa, onu işin bonusu kabul etmiştim zaten. Biraz bu ruh halimden ve çoğunlukla da uçaklar tarifeli olmasına rağmen uçuş saatlerindeki gecikmeden dolayı işin Caracas’a ulaşma kısmı eziyet haline dönüştü.  Bizi Puerto Ordaz’dan Caracas’a uçuracak uçak saat 17:00 de kalkacakken, 1.5 saat rötar verdi ve epey bir geciktik. Hava limanından şehirde kalacağımız otele kadar 1 saatlik bir yolda olunca biz Caracas’da kalacağımız otele saat 21:30 civarı ancak varabildik.

Eskiden havalı olduğu belli ama artık iyice yıpranmış ve bakımsız olan otelde, günün Canaima sonrası eziyeti nedeni ile olan yorgunlukla, hiç uyanmadan uyumuşum.

Ertesi gün kahvaltı sonrası camları içerisini göstermeyecek şekilde koyu renkli filmle kaplanmış minibüse yerleştik ve Caracas şehir turumuza başladık. İlk durağımız Venezuela Ulusal Pantheon’u oldu.  Eski Caracas’ın kuzey ucunda yer alan ve Venezuela tarihinde yer almış ünlülerin gömülme yeri olan Pantheon (Pantheon anlam olarak “tüm tanrıların tapınağı” demektir ve gezdiğimiz yerin tam adı National Pantheon of Venezuela) aslında bir kilise olarak inşa edilmiştir.

1874 de Başkan Antonio Guzmán Blanco, Santísima Trinidad Kilisesini, ulusun bağımsızlığında yer almış kahramanlar için Ulusal Pantheon’a çevirme kararı alır. Aslında bu kilise Juan Domingo del Sacramento Infante tarafından 17. Yüzyıl ortalarında inşa edilir ama 1812 de büyük depremde yıkılır. Bu kilisenin tamiri yavaş yavaş ilerlerken de Pantheon’a çevrilme kararı alınır ve o şekilde bitirilir.

Rehber Felix’in anlattığına göre, Pantheon’un bulunduğu alan eskiden Simon Bolivar’ın ailesinin kahve plantasyonu yaptığı tarlalarının bulunduğu bölgenin sınırlarındaymış.  Daha sonra gezeceğimiz Simon Bolivar ailesinin merkezdeki evinden bu alana kadar olan arazinin büyüklüğü, bu ailenin zenginliğini gösteriyor. Simon Bolivar’ın beş parasız olarak öldüğünü düşünürsek, Venezuela ve Büyük Kolombiya düşü uğruna vazgeçtiklerinin büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz.

Pantheon’un karşısında İspanyollardan kalma ve yapım tarihi 17. yüzyıla kadar uzanan Cuartel San Carlos adlı bir yapı var. Burası 1995 Yılına kadar hapishane olarak kullanılmış ama artık bu işlevi yok. Pantheon ile Cuartel San Carlos arasında genişçe bir bahçe var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz kilise içinden geçip Pantheon’a girdik. Burada aslında çok sayıda bağımsızlık kahramanının gömüsü var. Bunların isimleri yerde mermer üzerine tek tek yazılmış. Pantheon içinde çeşitli anıt mezarlar ( Francisco de Miranda , Antonio José de Sucre , Andrés Bello adına yapılmışlar)  ve sağ ve sol yan taraflarda  ise Venezuela kahramanlarına adanmış olan çeşitli anıtlar var. Yapının tavanında, 1930 da yapımına başlanan, Simon Bolivar’ın hayatından ve mücadelesinden kesitlerin temsil edildiği resimleri görebilirsiniz. Pantheon’un ortasında ise 2011 yılına kadar Simon Bolivar’ın mezarının bulunduğu kısım var.  Eskiden Simon Bolivar’ın mozolesinin bulunduğu bu alanın üstünde ise 1883 yılından kalma dev bir avize gözüküyor.  Bu kısmı da geçince 2011 yılında Chavez’in direktifi ile yapılan ve bina dışından yanındaki kiliseye bakınca çok çirkin olan bir bina içindeki Bolivar’ın yeni mozolesine geliyorsunuz. Mermerden mezarın başında törensel kıyafetleri ile 4 asker bekliyor.  Biz grup olarak bu bağımsızlık yolunda yıllarca mücadele vermiş, servetini tüketmiş Büyük Kolombiya’nın ilk devlet başkanına saygımızı gösterdik. Burada da “duran adam” duruşumuzu yaptık ve Pantheon’dan çıktık.

IMG_8231

Bundan sonraki durağımız yürüyerek gittiğimiz Simon Bolivar Meydanı oldu. Bu meydan Caracas’da İspanyollar tarafından kurulan en eski bölümlerden bir tanesi. Bu alanın ortasında 1874 yapım tarihli ve at üstünde Simon Bolivar heykeli var. Hemen karşınızda duran bina Palacio Municipal de Caracas  (ya da Consejo Municipal de Caracas-Belediye Binası) yani Caracas Belediye binası. Bu binanın yapım tarihi 17. yüzyıla kadar gitse de bugün ki hali 1906 yılına ait. Neoklasik bir yapı ve bu binanın en önemli özelliği, 1811 yılında burada ülkenin bağımsızlık belgesinin imzalanması ve  balkonundan ilan edilmesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bu meydanı yürümeye devam ederek Simon Bolivar’ın doğum yerine olan evine geldik ( Casa Natal del Libertador Simón Bolívar).  Plaza San Jacinto sokağı üzerinde olan bu ev 17. yüzyıl yapımı  bir bina. Simon Bolivar, İspanyadan 200 önce göç eden bir ailenin çocuğu olarak 24 Temmuz 1783’de bu evin odalarından bir tanesinde ve ailenin 4. çocuğu olarak doğmuş. Aslında Simon Bolivar’ın bu evde doğmadığı, San Mateo adlı bir yerde doğduğuna dair iddialarda var. Ama biz bu evi Simon Bolivar’ın doğum yeri niyetine gezdik.

Bu evin tadilat görüp, müze haline getirilmesi 1921 yıllarına dayanıyor.  Ev koloniyal tarzda ve tek katlı bir ev. Evin konuk ağırlama bölümü sokağa bakıyor. Daha içerlerde ise yaşam alanları var. Evin içinde Bolivar ailesinin dini görevlerini yerine getirdiği küçük bir şapel de var. Avlulu bir ev. Odalar da, özellikle büyük konuk odalarında Simon Bolivar’ın yaşamından kesitlerin olduğu resimler var. Odalardan birinde Simon Bolivar’ın hasta iken bir süre kullandığı yatağı var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

17 Aralık 1830’da tüberküloz hastalığından 40 kiloya düşecek kadar kötü günler geçirdikten sonra ölen bu  Güney Amerikalı devrimci önderin ev gezisinden sonra, kısa Caracas turumuzda bitti. Simon Bolivar’ın bir ideal insanı, bir devrimci  olduğuna şüphem yok. Ülkesi insanları olsun, Güney Amerika’nın diğer insanları olsun onu yüceltmeye günümüzde de devam ediyorlar.

iHemen her gezdiğim ülkede gözlemlediğim bir yaklaşım olan ülke kurucularına karşı (hatta Simon Bolivar dahil, üke için yaptıklarına baktığımda abartılı olan) saygı ve yüceltme bu ülkede de var. Bana göre dünya kahramanları, devrimcileri ve tarihte yer edinmiş devlet adamlarına baktığım da Mustafa Kemal Atatürk kadar ileri görüşlüsü, askeri dehası onun kadar yüksek olanı ve devrimcisi yoktur. Günümüzde kendini onun gibi devlet adamı ve kahraman görenlerin, kendini onunla karşılaştıranların, tarih önünde gülünç ve zavallı duruma düşmekten kaçınmaları imkansızdır.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım, bundan sonrası klasik dönüş sıkıntıları. Gezinin dönüşü, gezinin gidişinden her zaman zor olur. Biz Sao Paulo’da bir gece konaklayıp, öyle İstanbul’a, güzel ülkemize döndük. Amaç yolda perişan olmamaktı. Gerçi Sao Paulo’da otel resepsiyonistlerinin iş güzarlığı nedeni ile kağıt üzerindeki rahatlık, pratiğe dönmedi. Ama ne önemi var ki?  On sekiz günlük bir gezide yaşanan onca güzellikleri unutup, bir günlük dönüş zorluğunu ön plana çıkartan gezgin olur mu hiç? Ben olmadım hiç bir zaman..

Yeni gezilerde buluşmak ümidiyle GEZEKALIN…..

Dr Ümit Kuru

04.09.2014 Saat 11:32

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Angel Şelalesi -Canaima Lagünü/Venezuela

 

 

IMG_7235Bazı tarihçiler İspanyol kaşif ve yönetici Fernando de Berrio’nun, 16-17. yüzyıllarda bir tarihte, bugünkü adı ile Angel Şelalesini ilk gören Avrupalı olarak söylerler. Ancak bu şelaleye adını veren ve ilk duyuran Amerikalı pilot Jimmie Angel’dır. Jimmie, 16 Kasım 1933’de, aslında bölge nehirleri üzerinde olası altın yataklarını araştırmak üzere uçarken, o zamanlar yöre halkının (Pemon) “Kerepakupai Vená”, ( “En derin yerden düşen şelale” anlamında) diye adlandırdığı şelaleyi görür. Güzelliği karşısında etkilendiği şelaleyi, eşi Marie ve arkadaşlarına da göstermek amacı ile 1937 yılında tekrar Canaima’ya döner. Kendi kullandığı “Flamingo” adlı uçağı ile Auyan Tepui üstünde uçuş yapıp, bir de tepeye inmeye kalkınca güzel başlayan seyahat tam bir ölüm kalım savaşına dönüşür. On bir gün sonunda Jimmie ve diğerleri dağın arka tarafındaki eğimi daha az olan kısmından inip, ölüm kalım savaşını kazanıp köye ulaşırlar.

Jimmie Angel’ın bu macerası dilden dile yayılır ve bu başarısını onurlandırmak için de bu şelaleye Angel Şelalesi denmeye başlar. İlk olarak Angel Şelalesi ismi 1939 yılında Venezuela hükumetinin bir haritasına konmuş ve yerel ismi terk edilip, angel-falls-plane-largeondan sonrada bu isimle adlandırılmış. Jimmie Angel’ın uçağı ise 33 yıl boyunca bu dağın tepesinde, bir helikopterle indirilene kadar kalmış. Bu uçak şimdilerde Ciudad Bolivar Havalimanının dışında sergileniyor ama biz göremedik tabii ki.

İşte biz bugün bu efsanevi yeri ziyaret edeceğiz. Tabii ki şelaleyi değil ama şelaleyi tam karşıdan gören bir tepeye doğru tırmanışımız olacak. Her gezginin fırsat bulabilirse düşünü kurduğu bir yolculuktur bu.

(Kerepakupai )Angel Şelalesi (İspanyolca: El salto Ángel), Venezuela’da bulunan dünyanın en yüksek çağlayanıdır. National Geographic ekibi tarafından 1949 yılında yapılan resmi ölçüme göre 979 m yüksekliğindedir. Şelalenin suları, en uç noktadan tabana doğru düşerken 807 metre boyunca hiçbir engele çarpmadan ilerler. Doğa bilimciler bu olayı “serbest düşüş” olarak tanımlıyor. 807’inci metreden sonra kaya çıkıntısına çarpan suların yolculuğu bir süre daha devam eder ve 979’uncu metrede sona erer. Sisli bir görüntüye sahip olan şelalenin suları, kuzeye doğru yol alarak Churun Nehri’ne karışır.

Sabah saat 05:00’de kampta uyandırıldık. Hava daha aydınlanmamıştı. Yarım saatlik hızlı bir hazırlanma sonrası kanolarımıza bindik. Yürüyüş yapacağımız yerin başlangıcına doğru Churun Nehrinde yaklaşık 10 dakikalık bir seyahatimiz olacak.

IMG_7201Sahile çıkıp kanolardan indikten sonra grup olarak ormanın derinlerine doğru yürüyüşe başladık. Hava artık aydınlandığı için çevremizdeki ormanın keyfini süre süre yürüyoruz. Önceleri düz başlayan yol, sonradan sıkı bir eğilim kazanıyor. Normalde bu yolu iyi yürüyüşçüler 45 dakikada alıyorlarmış. Bizim yürüyüş ise yaklaşık 90 dakika sürdü ama hakkını vermeliyim ki grubun tamamı son gözlem noktasına kadar çıkmayı başardı. Angel Şelalesi için özellikle bu dönemde gittik. Yağmurların iyice azaldığı dönemde bu şelale iyice cılızlaşıyormuş. Bu da tam bir hayal kırıklığı yaratıyormuş. Oysa bugün şelale o kadar heybetli bir görünüme sahip ki. Suların bolluğu ve akışın şiddeti ile ortalıkta su bulutu var sanki. Bulunduğumuz noktadan bile makinelerin lensleri ıslanıyor. Makine için özel bir kılıfla oraya gitmeme rağmen lensler hala ıslanıyordu. Sonuçta fotoğrafları istediğiniz kalitede çekmek pek mümkün değil. Bulunduğumuz yer aslında bir kaya sırtı. Seyir noktası burası. Bir de yakındaki bir başka seyir noktası daha var ve orası ağaçlardan dolayı daha korunaklı. Ancak buradan alınan görüntü bir önceki kadar sadece şelale odaklı değil. Su damlacıklarından koruyan ağaç dalları ,kareyi sadece şelalenin doldurmasına izin vermiyor.  Her neyse, amaç şelaleyi gören şanslı azınlık arasında bulunmaktı ve bu amaca ulaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Angel Şelalesi gezisi sonrası aşağıya doğru inişe geçtik. İniş çıkıştan zorlu. Kayan zeminde bir arkadaşımız kötü bir düşüş yaptı ancak şükürler olsun ki kendisinin sağlığını ciddi olarak etkileyecek bir sonuç olmadı. Salto Angel yazan tabelanın önünde bir hatıra fotoğrafı çektirdik ve devamında bizi tekrar kampa götürecek kanolara bineceğimiz kıyıya vardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada kanolara binerek kampımıza döndük ve kahvaltımızı yaptık. Sonrasında ise Canaima’ya doğru dönüş yolculuğumuza başladık.

Dönüş yolu, gelişten daha kısa oldu. Bunda akıntı yönünde gidişinde etkisi var tabii ki. Bugün hava daha açık olduğundan yolda fotoğraflarımızı daha net  çekmek şansımız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanolarımıza veda ettikten sonra doğrudan kalacağımız Parakaupa adlı tesise gittik.

Tesis çok güzel. Ama öyle lüks odalar bekliyorsanız yanılırsınız. Canaima’da konaklama yerleri  kısıtlı. Kaldığımız yerde daha iyi gözüken yerler var tabii ki. Bizim turda burası oldu. Tesisin bulunduğu konumun güzelliği dışında çok çirkef bir sahibi var olduğunu buraya not edelim.  Son günde gezinin en pahalı yemeğini yedik ve peynir tabağı için yaklaşık olarak 15 USD verdik.  Sadece bu adam yüzünden burayı tavsiye etmem okurlara.

IMG_7631

Öğleden sonrası için planımız ve aktivitemiz çok. Önce Angel Şelalesini ve Masa Dağlarını üstten göreceğiz ve sonra da Canaima Lagününde kano ile tekne gezisi yapıp, buraya akan şelaleleri bu sefer lagün içinden göreceğiz. En son yapacağımız ise Sapo Şelalesine doğru yürüyüş ve şelale altından geçiş olacak.

Angel Şelalesini ve Tepui’leri üstten görmek için Cessna Tipi uçaklara bir daha binmek gerekiyor. Bu uçaklarda bir kişi pilot yanında, 2 kişi orta ve 2 kişi de arkada olmak üzere 5 kişi biniyorsunuz. Her halükarda fotoğraf çekmek kısıtlı olsa herhalde önde olmak en kötüsü gibi. Tabii ki fotoğraf açısından konuşuyorum. Onun için makinası olmayan ya da fotoğraf çekme amacı olmayıp da anın keyfini çıkartacaklar için pilot yanı uygundur bence.

Hava limanından kalkan uçak Canaima Lagünü ve sıra şelaleler üzerinden süzülüp, Auyan Tepui ve Angel Şelalesine doğru yöneldik. Altımızda Carrao Nehri süzülüyor. Karşımızda Ayuan Tepui dağı tüm güzelliği ile görüldü. Doğrusu bu ya sisler altında bu dağ ve Tepui’ler en az Angel Şelalesi kadar görülmeyi hak eden yerler. Hatta bana sorarsanız bu dağlar daha da güzel.  Ayuan Tepui de çok sayıda şelale mevcut.  Bu dağların kendine has bir kliması var. Bu nedenle de dağlar hemen her zaman dağların yarattığı sislerle kaplı. Bir fotoğraf tutkunu için yüzünü daima saklayan bir güzel gibi. Çok güzel ama çok nazlı dağlar bunlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda Angel Şelalesinin bulunduğu bölüme geldik ve üstten, karşıdan bol bol fotoğrafını aldık. Uçak bir sağa ve bir sola manevralarla herkesin görüntülerden faydalanmasını sağlıyor. Ayuan Tepui’nin  üstten görüntüsü daha da etkileyici. Bitki örtüsü yukarıdan bile farklı olarak gözüküyor. Tepede çok sayıda irili ufaklı küçük su yolları var. Bunlar birleşerek Angel Şelalesini oluşturup, neredeyse 1 km yol alıp aşağıya iniyorlar. Çok güzel bir geziydi. Yaklaşık 45 dakikalık bir turu 85 USD  karşılığı yapıyorlar.

Angel Şelalesi ve Masa Dağlarını tepeden gördükten sonra Canaima Ulusal Parkının toprak pistine iniş yaptık. Bizi Canaima’ya Puerto Ordaz’dan getiren de, Angel Şelalelerini gezdiren de ve tekrar Puerto Ordaz’a götüren de aynı pilottu. Hatıra fotoğrafı aldık bizim ailenin pilotuyla ve Canaima Lagününü gezmek üzere kanolara bindik tekrar.

Laguna_Canaima_mapCanaima Lagünü, sularını buraya boşaltan Carraro Nehrinin meydana getirdiği bir lagün. Bu lagüne genişlikleri farklı olan şelaleler su boşaltıyor. Bu şelaleler sırası ile Salto Ucaima, Salto Golondrina, Salto Wadaima, ve Salto Hacha adlarını taşıyor. Köye en yakın olanı ve küçük hidroelektrik santralına su vereni Ucaima Şelalesi. Bunları lagün içinden seyrettik ve fotoğrafladık. Karşı kıyıya çıkıp kumlar üzerinde yürüdük. Suyun çay rengi insana kirlilik imajı verse de hiç ilgisi yok. Bu renk tamamen suyun içeriğindeki mineral ve plantasyonla ilgili. Bir sonraki gün bu lagünde yüzerken su içende kalan vücudumuzun aldığı kırmızımsı renk çok ilginç bir görüntü veriyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kıyıda kısa bir yürüyüş sonrasında bir diğer güzelliğe, Sapo Şelalesine geldik. Bu şelalenin en ilginç tarafı, şelalenin altından yürüyebilmeniz ve önünüzdeki “sudan tül perdesinin” güzelliğine şahitlik etmeniz.  Merdivenlerle indiğiniz  şelalenin bir tarafından yürüyerek ve üstten akan su perdesinin gerisinden diğer tarafa geçebiliyorsunuz.  Bu yolu 1983 yılında Canaima’ya gelen Peru’lu bir yerli olan Tomás Bernal adlı bir adama borçluyuz. 1993 Yılından beri de bu yoldan yürüyüp, şelalenin altında geçmek turların ayrılmaz bir aktivitesi olmuş. Burada benim yeni aldığım su altı fotoğraf makinesi çok işe yaradı. Normal makinelerle buradan yürümeniz ve fotoğraf çekmeye çalışmanız, makinenize veda etmenize neden olacaktır. Zaten şelale başında ıslanmasını istemediğiniz tüm giysi ve aletleri torbaya koyup bırakıyorsunuz ve mayolarınızla şelale altından geçiş yapıyorsunuz. Bu bölümü hepimiz çok sevdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu aktivite sonrasında yürüyerek kanolara  ulaştık ve lagüne son bakışlarımızı atıp kaldığımız tesise döndük.

Tesiste akşam yemeği ve sofrada yapılan günün değerlendirmesi sonrasında yarın yolda geçecek bir gün için, en azından ruhen hazırlanmak adına odalarımıza çekildik. Çok zevk aldığımız bir gün oldu. Burada bir gece daha kalmak varmış.

Gezimizin sonuna doğru yaklaştık. Yarın ki uzun ve hepimiz için sıkıcı yolculuğa kısaca değinip, Caracas gezimizi anlatacağım.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

03.09.2014 Saat 01:56

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Canaima /Venezuela

IMG_7057

Sabahın körü tüm grup otelin lobisinde ayak üstü kahvelerimizi içip hava limanına doğru yola çıktık.  Programda Canaima Ulusal Parkına gitmek var.  Bugün de yol kısmı uzun sürecek. Önce Caracas’dan bir saat uçuş mesafesinde olan Poerto Ordaz şehrine gideceğiz. Burada hava limanında bekleyip, Canaima Ulusal Parkına Cesna tipi 5 kişilik uçaklarla uçacağız. Grup kalabalık olunca bize 5 adet Cesna tipi uçak lazım olacak. Bu uçakların yük taşıma kapasiteleri az olduğundan her birimize birer çanta  dağıttılar ve kişi başına sadece 7 kiloya kadar eşya almamızı istediler. Eşyalarımızın geri kalanını Caracas’da otelde emanete bıraktık. Canaima’da bir gece Angel Şelalelerinin altında hamakta kalacağız. Bir diğer gece ise Campomento Parakaupa adlı bir  kampta kalacağız.

OLYMPUS DIGITAL CAMERACaracas’dan Poerto Ordaz’a kadar sorunsuz bir uçuş yaşadık. Burada ise grup ikiye bölünmek zorunda kaldı. Önce 3 kişilik bir grup gidecek sonra gelecek olan 2 Cesna tipi uçağa ise kalanlar binecek. İlk grubun gitmesi öngörülen saatten daha geç olunca kalanların Canaima’ya gidişi de gecikti. Poerto Ordaz’da minicik havalimanında 3,5 saati bulan bekleyiş tam bir eziyet oldu.

Poerto Ordaz’dan Canaima’ya uçuş kısmı ise zevkliydi. Cesna tipi uçaklarla en son Peru’da Nasca Çizgileri üzerinde uçmuştum.  Bu uçuş beklemenin verdiği sıkıntıyı biraz olsun dağıttı. Guri Baraj Gölü üzerinden geçerken manzara güzeldi. IMG_6760-001

Burada biraz Canaima Ulusal Parkı hakkında bilgi versek doğru olacak;

Canaima Ulusal Parkı 30000 km2 alana sahip, Venezuela’nın Güneydoğusunda Brezilya ve Guyana sınırında bir milli park. Aslında bu park Gran Sabana (Büyük Savana) bölgesi ile aynı alandır. Venezuela’nın Bolivar eyaletinde bulunuyor. 1962’de kurulan park ülkenin ikinci, dünyanın ise 6.büyük parkı olma özelliğini taşıyor. Parkın yaklaşık %65’lik kısmı “Tepui” denen ve milyonlarca yıl önce oluşmuş olan bir tür platodan meydana geliyor. Ancak bu platoların özelliği yüksekte olmaları. Tepesi kesik ve düz bir dağ düşünün. İşte  bu nedenle bunlara “Masa Dağı” deniyor. Masa dağlarının en uzun ve tırmanması en kolay olanı olması özellikleri ile en meşhuru Roraima Dağıdır (Bu dağın tepesi Brezilya, Guyana ve Venezeula arasında sınır yapar).  Bu dağların geçmişi Güney Amerika ve Afrika’nın “Süper Kıta” olarak adlandırıldıkları tek kıta olduğu zamana kadar gidiyor. Bu parkın yerli halkı Pemon adlı bir halk. Pemon dilinde tepui, “Tanrıların Evi” anlamına geliyor.

Bu parkın ulaşımı daha çok hava ya da kanolarla nehirden olmakta ve kara yolu ile ulaşım zordur. Park 1994 Yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır.

IMG_5654

Tepuiler izole alanlar oldukları için buranın kendine has bir endemik bitki ve hayvan yapısı da var. Bu yapılara zaten bir çeşit “Karasal Galapagos” deniyor. Örneğin buradaki bazı bitkiler yiyecek kıtlığı yüzünden et oburdurlar. En önemli tepuilerden bazıları Neblina, Autana, Auyantepui ve Roraima Dağıdır.

Bu kayaların oluşumu günümüzden 4000-5000 milyon yıl öncesine dayanıyor ve Quartz arenit kumtaşı özelliğinde.  Bu parkta yaklaşık 115 adet tepui var. Bunların yüksekliği 1000-3000 metre arasında değişiyor. Tepuilerin bazılarında derin mağaralarda var. Bu mağaraların bazılarında suların aktığı uzun delikler var. Yani benzersiz bir yeryüzü şekli.

Yaklaşık 1 saatlik bir uçuş sonrasında, Sapo Şelalesi ve Canaima Lagünü üzerinden süzülerek, Canaima Ulusal Parkının küçük hava limanına iniş yaptık. Grubun tamamının Canaima’da Hava limanında buluşması saat 12:00’leri buldu. Hemen hiç beklemeden hepimizi alan bir araç ile kanolara bineceğimiz nehir kenarına, Ucaima Port’a  götürüldük. Buradan nehir akıntısı tersi yönünde yol alacağımız  kanolara bindik. Grup iki kanoya bölündü. Güçlü nehir akıntısına ters yönde gidebilmek için oyulmuş ağaçtan yapılmış  ve arkada güçlü motorları olan kanolara yerel dilde “Curiara” deniyor. Her bir teknede yaklaşık 15 er kişiyiz. Rehberler de kanolara eşit dağılmış durumda. Kanolarda bir sürücü ve bir de tekne önünde oturan ve sürücüyü yönlendiren rehber var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nehir sularının iyice azaldığı dönemler, bu teknelerle seyahati zorlaştırıyor. Ama yağmurun bol olup, nehir sularının yükseldiği dönemlerde kano ile daha hızlı yol alınabiliyor. Bizim gittiğimiz gün ve öncesi yağan yağmurlarla sular yükselmiş. Bize “şanslısınız”dendi. Yaklaşık 30 dakika yol yaptıktan sonra yüklerle geçmenin zor ve tehlikeli olduğu çok sığ bir nehir bölümünde kanolardan indik ve tekrar kanolara bineceğimiz nehir kıyısına doğru yaklaşık 30-45 dakikalık karadan bir yürüyüş yaptık. Sonrasında ise tekrar kanolara bindik. Hava iyice karardı ve yağdı-yağacak bir hale geldi. Kısa bir süreliğine de yağdı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada sizlere bir uyarı yapmak için bir aptallığımdan bahsetmek isterim. Gezi öncesi grup üyelerini Canaima gezi bölümü için iki eşyayı mutlaka yanlarına almaları konusunda tekrar tekrar uyarmıştım. Bunlardan bir tanesi el feneri ve diğeri ise yağmurluk.  Burada yağmur hemen her gün yağıyor gibi. Genellikle sabah-öğlen iyi ama akşama doğru yağış oluyor. Tabii ki bu bahsettiğim Haziran-kasım ayları arası için. Bendeniz Canaima’da fark ettim ki tüm gezi boyunca yanımda taşıdığım yağmurluğu Caracas’da otelin emanetine bıraktığımız bavulun içinde bırakmışım. Tabii özellikle Canaima’da kano ile hamak kampına giden yolda, hayatımda yemediğim kadar yağmuru yedim ve üzerimde sadece mayo vardı. Can yeleğini giysi niyetine kullandım. Demek ki ne imiş? Malzemeleri tekrar tekrar kontrol etmek lazımmış.

Kano ile Angel Şelalesine nehirde yolculuğumuz sırasında önce  Carraro Nehrini takip edeceğiz. Sonra da iki nehrin birleşme yerinde Churun Nehrine geçeceğiz ve Hamak kampına varacağız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu nehirde kanoyu kullanmak gerçekten ayrı bir tecrübe gerektiriyor. Hele Churun Nehri tarafına geçtiğimiz zaman bu maharet iyice belirgin hale geliyor. Bazen 30-40 cm lik küçük çağlayanları bile büyük bir ustalıkla aşabiliyorlar. Nehirdeki kayalara çarpmamaları ise tamamen önde oturan rehberin ustalığında. O da zaman zaman eline aldığı büyük bir kürek ile kanonun yönünü, dümenin bu uzun kanoyu yapabileceğinden daha hızlıca çevirebiliyor. Hayranlıkla seyrettim onları.

Bu kano yolculuğu akıntıya karşı ve bu su seviyesinde yaklaşık olarak toplam da 6 saat kadar sürdü. Carraro Nehrinin, Churun Nehri ile birleştiği ağza gelmeden önce Pozo de La Felicidad (Mutluluk Havuzu) denen küçük bir şelale ve bunun oluşturduğu minik havuzda yüzmek ve öğle yemeği yemek için mola verdik.  Burada yaklaşık 1 saat kadar eğlence sonrasında tekrar kanolara doluşup yollara düştük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Angel Şelalesi Auyan Tepui üzerinden akmaktadır. Bu tepui diğerlerine göre en geniş olanı ve toplam alanı 700 km2’yi buluyor. Yerli halk olan Pemon dilinde “Auyan”  kelimesi “şeytan” anlamına geliyor.  Bu tepuinin yüksekliği ise 2620 metre. Eğer dağa yukarıdan bakacak olursak dağ bir dev bir “V” harfi şeklinde gözüküyor.  Angel Şelalesinin bulunduğu ve sonrasında Churun Nehri ile devam eden derin geçit şeytan kanyonu olarak biliniyor. İşte biz Carraro Nehri ile Churun Nehrinin birleştiği yerde bu kanyona devam edip hamak kampına varacağız. Bir süredir bu dev masa dağı kendisini kuzey kısmı ucundan göstermeye başladı. Bu masa dağında çok sayıda şelale akıyor. Bu sıralar bolca yağmur aldığından şelale sayısı çok fazla ve sular çok gür. Ama Auyan  Tepui kendine has bir klima da yaratıyor ve neredeyse hemen her zaman bulutlu. Şöyle adam akıllı bir fotoğrafını çekemedik. Bu arada yağmur hızını arttırdı ve Churun Nehrine girince de sular biraz sığlaştı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Sonunda kampımıza vardık. Yağmur benim için artık azap olmaya başlamıştı. Sevgili Cem İnal sırtından yağmurluğu çıkarıp vermese herhalde sonum iyi olmayacaktı.  Bizi kıyıda, bizden daha önce kampa varan diğer kano ekibi karşıladı. Bizden önce gelenler hamakları hazır etmişler, tavukları ateşe atmışlar, sofranın ıvır zıvırını hazırlamışlardı. Titreye titreye üstümüzü değiştik. Kuru giysiler giydik. Kendimize bir hamak seçtik ve sofraya oturduk. Gezinin bu bölümü için saklanan ve sevgili Aykut’un Türkiye’den getirdiği ve tüm yol boyu taşıdığı rakı ile benim Arjantin’den alıp tüm gezi boyu yanımda taşıdığım şarabı sofraya koyduk. Kadehler buraya kadar sağ salim gelebilmenin şerefine kaldırıldı.  Öyle ya! Bu yolculuk çok da kolay değildi. Hele de bizim yaştakiler için..

Bir de keyfe geldik  küçük bir sirtaki gösterisi bile yaptık…

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Uyuyamayız dediğim o hamakta bir güzel uyumuşum. Yarına işin kutsal mekanını, Angel Şelalesini ziyaret var.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

29.08.2014 Saat 00:52

 

 

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Sabah Cartagena Sahilinde-Caracas/Venezuela

Bugün artık Venezuela’ya geçiyoruz. Önce Caracas’dan Bogota’ya uçacağız sonrada oradan Caracas’a giden uçağımıza bineceğiz. Yani aslında bugün bütün günümüz yollarda geçecek. Venezuela kısmı bol uçuşlu geçti diyebilirim.

Bogota’ya uçuş saat 11;30’da. Yani sabah biraz vaktimiz var. Bu da günün tek aktivitesi olan Cartagena’da sahile yürüyüş için zaman var demekti. Sabah erkenden hanımla kalkıp bu sefer doğrudan sahile doğru yürüdük. Aklım bir gün öncesinden ağlarını toplayan balıkçılarda ve pelikanlarda kalmıştı. Son kez bu güzel şehrin güzelliklerine şahit olmak istedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahile çıkış için surları geçmemiz lazımdı. Ancak Surlardan sahile kestirmeden çıkış biraz cambazlık gerektirdi. Surlar üstünde elinde trombonla bir vatandaşın kendi kendine sabah müziği yaptığını gördük. Biraz fotoğrafladık. Arkasından da boyumuza yakın surdan atlayıp sahile geçtik.  Sahil beklediğim gibi balıkçı sandalları ile hareketliydi. Ancak daha yeni yeni denize açılıyorlardı. Her bir sandalda sayıları 5-10 arası değişen balıkçı vardı. Sizin anlayacağınız hayal ettiğim gibi ağlarını savuran balıkçılar görmek ve fotoğraflamak pek mümkün olmadı. Pelikanlar deseniz piyasada pek yoklar. Dönüşe geçtiğimizde sahilde balık satan bir balıkçı ve balıkçının sağında solunda durup, balıkçının temizlediği balıktan paylarına düşecek olan artıkları bekleyen beyaz balıkçıl ve pelikanları gördük de boş gelmemiş olduk.

Saatimiz geldiğinde Bogota’ya uçtuk.  Burada pek bekleme yapmadan ve ülke çıkışı yaparak 2 saate yakın sürecek uçuşla  Caracas’a doğru yola çıktık.

Biz uçuyorken ben size ziyaret edeceğimiz yeni ülke olan Venezuela ile ilgili kısa bilgiler vereyim;

Venezuela Güney Amerika’nın kuzeyinde yer alan bir devlet.  Başkenti Caracas şehri, resmi dili İspanyolca, nüfusu yaklaşık 29 milyon ve yüz ölçümü 916,445 km2. Venezuela 5 Temmuz 1811 tarihinde İspanyadan bağımsızlığını kazanmıştır.

Bir söylenceye göre  Venezuela adının kaynağı 1499 yılında Alonso de Ojeda’nın keşif gezisidir. Venezuela kıyılarına yapılan keşif gezisi sırasında, gemide bulunan Amerigo Vespucci, Maracaibo Gölünde kazıklar üzerinde bulunan evleri görünce Venedik şehrine bir benzetme yapmış ve bu toprakların adını “Veneziola” (Küçük Venedik)  olarak uygun görmüş.  Ojeda ve Vespuci’nin gezisinde gemideki tayfalardan biri olan Martín Fernández de Enciso’nun gezi anılarını bir kitapta toplamış. Bu kitapta bahsettiğine göre bu topraklarda yaşayan yerliler kendilerine “Veneciuela” adını veriyorlarmış. Venezuela isminin kaynağının bu olması daha doğru geldi bana.

İspanyollardan önce ülke nüfusunu Carib yerlileri meydana getiriyordu. İspanyollar için Venezuela’nın fethi, yerlilerin şiddetli direniş göstermeleri sebebiyle zor ve yavaş oldu. Ülkede birçok kasaba kuruldu. Caracas 1567’de kurularak 1577’de baş şehir oldu. Venezuela, İspanya İmparatorluğunun nispeten önemsiz bir parçası kabul edildiğinden diğer sömürgelerin idaresine verildi.  1811 yılına kadar İspanyol idaresinde kaldı. Daha sonra ise Simon Bolivar’ın başkanlığında ve içinde Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru’nun bulunduğu  Büyük Kolombiya olarak adlandırılan yönetim içinde kaldı.  Anlaşmazlık sonucunda 1830’da Venezuela  konfederasyondan ayrılarak bağımsız bir cumhuriyet oldu. 1830’dan 19. yüzyıl sonuna kadar büyük krizler birbirini takip etti. Yirminci yüzyılın büyük bölümünde ülkeyi askeri diktatörler idare etti. Petrol bu ülkenin hem şansı ve hem de şansızlığı oldu. Büyük devletler, askeri diktalar aracılığı ile ülke idaresine karıştılar ve öz kaynaklarını sömürdüler. 1959’dan itibaren ülke demokratik seçimlerle işbaşına gelen hükumetler tarafından idare edilmeye başladı.

Venezuela’nın yaklaşık % 40’ı ormanla kaplıdır. Petrol üretiminde dünyada beşinci sıradadır. Venezuela bio çeşitliliğin en fazla olduğu 17 ülke arasındadır.

Venezuela deyince akla ; Dünyanın en yüksekten akan şelalesi olan Angel Şelalesi, Güney Amerika’nın en uzun 2. Nehri olan Orinoco Nehri , Dünyanın en büyük 5. Petrol ithal eden ülkesi  ve açığa çıkartılmamış dünya doğal gaz rezervlerinin en fazlasına sahip olan ülkesi gelir.

Hava limanı çıkışında bu sefer bizi Venezuela’daki yerel acente temsilcileri karşıladı. Hem Kolombiya ve hem de Venezuela’daki yerel acenteler hep iki kişi çalıştılar. Bunlardan bir tanesi sanki bir koruma gibi sürekli olarak grubun kontrolünü yaparken diğeri rehberlik hizmeti veriyordu. Rehber dışında olanı güvenlikle ilgiliydi.

Hava limanından çıkışımız saat 17:00’leri buldu. Programı yaparken hava limanına yakın bir otelde kalıp ertesi gün yapacağımız Canaima uçuşları için zaman kazanmak istedik. Bu nedenle yakında bir otelde kalacağız. Yerel rehberler bizim grubu alıp minibüsümüze götürdüler. Minibüsün içine girer girmez şaşkınlık yaşadık. Minibüsün tüm pencereleri sıkı sıkıya kalın pencerelerle kapatılmıştı. Gülmeye başladık ama rehberler gayet ciddi şekilde güvenlik amacı ile perdeleri açmamamız gerektiğini söylediler. Gülsek mi, korksak mı anlamadık ama emin olun tek bir ışık yüzü göremeden otele vardık. Minibüsle bu şekilde seyahatimiz Caracas’a tekrar döndüğümüzde de devam etti.

IMG_6102

Otelimiz Ole Caribe adlı güzel bir oteldi. Burada bir başka ayrıntıyı daha anlatmalıyım; Venezuela para birimi Venezuela Bolivarı. Resmi olarak kurları 1 USD yaklaşık 6-7 Bolivar. Ama korkunç bir enflasyon var ve piyasada para değişim oranları çok fark ediyor. 1 USD verip piyasadan 50-60 Bolivar alabiliyorsunuz. Ülkede hemen herkes döviz bürosu. Hava limanından çıkarken gümrük görevlisi bile döviz değişimi yapabileceğini söyledi. Bu değişimler her zaman güvenli değil tabii ve açıkta bu işlemi asla yapmamak lazım. Biz bu nedenle yerel acente aracılığı ile bu para değişimini otelde yaptık. Verdik USD’leri aldık paket paket Bolivarları.

Otele yerleştikten sonra açlığı bastıralım diye otel lokantasına gittik. Lokanta fiyatlarına bakınca 10-15 USD’ye karidesli, Kılıç balıklı yemek yenip bir de üstüne orta düzey bir şarap açtırabileceğimizi gördük.  Grubu durdurabilene aşk olsun.. Bol bol ve çeşit çeşit yedik. Türkiye’de hele de Bodrum’da bu balıkların yanına  bile yaklaşamaz ve bir sürü para öderken 5 yıldızlı otelde mükellef bir ziyafet çektik.  Venezuela’da bahşiş hesaba dahil ama bol bol bahşiş bile bırakıldı. Günün en güzel anı da bu yemek oldu galiba..

Venezuela’ya giriş yaptık.  Yarın Unesco Kültür ve Doğa Mirası Listesi içinde olan Caanaima Ulusal Parkına doğru zahmetli bir yolculuk var. Koşturmaca sabahın 03:30’undan itibaren başlayacak. Haydi hayırlısı bakalım…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

28.08.2014 Saat 02:03

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Venezuela Giriş

IMG_7631

Aslında Venezuela turumuza, Venezuela turu demek haksızlık olur. Tur programımızın Venezuela bölümüne Canaima Ulusal Parkı ve Simon Bolivar gezisi demek daha doğru olacaktır. Bu ülkenin başkenti olan Caracas’ı bile neredeyse geçiş şehri gibi kullandık ve burada bile sadece yarım günlük bir tur yaptık. O da Simon Bolivar ağılıklıydı.

Canaima benim için bu ülkede yeter kısımdı. Ancak bu düşüncemin yanlış olduğuna, Canaima’da kaldığımız tesiste tanıştığımız Ukranyalı bir turist bayanın, Canaima’ya gelmeden önce gittikleri plajların fotoğraflarını göstermesiyle daha orada iken inanmıştım.  IMG_7495Bu bölümü yazarken yaptığım araştırmalar ise bana “biraz yazık oldu” dedirtti.  “Biraz yazık oldu” deyip “çok yazık oldu” diyemememin sebebi ise ülkenin güven vermeyen, insan güvenliği durumudur. Yani biraz da korkudan programın bu bölümü kısıtlı olarak yapılmak zorunda kalındı. İstesek de daha fazlasını yapabilmek biraz riskliydi. Doğrusu bu ya! Bizim tur programından Venezuela kısmının çıkartılması ihtimali, tur tarihine 3 ay kalaya kadar vardı. 17 Mart 2014 Tarihinde ülkede olan iç karışıklık uzun bir süre “gidelim mi, gitmeyelim mi?” kararsızlığı yaşamamıza neden oldu. Venezuela bugün hala turizm için “en güvenilmez ülkeler” kategorisinde bir numara. Venezuela’ya gitmeden önce, bu ülkede soygun amacıyla öldürülen insan sayısının 21 kişi/gün olduğunu bir yerlerde okuduğumu hatırlıyorum. Bize orada hizmet veren yerel tur şirketi temsilcisi Felix  2013 yılında ülkede öldürülen vatandaş sayısının 20000’nin üzerinde olduğunu söyleyince olayın korkunçluğunu bir de ülkede yaşayan insan ağzından öğrenmiş olduk.

Felix’in söylediği bir cümleyi çok net hatırlıyorum; “Bugün tüm dünya Filistin’de öldürülen insanları konuşuyor. Öldürülen kaç kişi var?  Orada savaş var! Peki biz de ne var da bu kadar ölüm var ve benim ülkem de insan hayatı bu kadar ucuz? Neden ülkeme karşı dünya bu kadar  ilgisiz?  ” Ölüm sayılarının karşılaştırılması yanlış belki. Ölüme sebebiyet vermenin yanlışlığının az-çok kriteri olamaz. Ama ülkenin zengin petrol yatakları ve ülke üstünde, Chavez ve sonrası , bu konudan hareketle oynanan oyunlar ve ülkenin gelir dağılımındaki eşitsizlikler sonucu halk hareketleri bir yanlışlık olduğunu da düşündürüyor  insana.

IMG_7057Neyse dağıttık yine konuyu! Venezuela hakkında başlangıç olarak neler diyebilirim?

Bu ülkenin gördüğüm kısmı olan Canaima bana ve bize eşsiz deneyimler yaşattı. Dünyanın en yüksekten akan şelalesi olan Angel Şelalesini (Angel Falls) görmek büyük bir ayrıcalıktı bizim için. Ona ulaşmak için çektiğimiz tüm zahmetlere değdi doğrusu. Doğanın gücü,  insana ne kadar zavallı olduğunu burada iyice hissettiriyor. Sadece Angel Şelalesi mi? Sapo Şelaleleri en az onun kadar güzelliğe ve haşmete sahipti. Şelalerin altında yaptığım yürüyüş, beni Angel Şelalesinden daha fazla etkiledi diyebilirim. İçindeki plantasyon ve demir cevheri sayesinde çay renginde  olan  Canaima Lagününde yüzmek ve lagünün beyaz renkli kumlarında yürüyüş ise ilginç ve bir daha yaşayabileceğimi sanmadığım bir olaydı. Yerli dilinde Tepui denen Masa Dağları ise bambaşka bir doğa olayı. Afrika ve Güney Amerikanın süper kıta adı ile tek kıta olduğu 4000 Milyon yıl önce yer yüzünde yaşanan değişimler sonucunda Masa Dağları denen güzellikler ortaya çıkmış. Topraktan aniden çıkan ve dimdik yükselen dağlardan bahsediyorum.

Kıssadan hisse Canaima benim için farklı bir cennet oldu ve anlatması benim için zevkli ve  okuyanlar için de bir o kadar güzel olacaktır. IMG_7752

Caracas ise gezimizin bir başka bölümüydü. Büyük Kolombiya düşünün arkasından yürüyen ve bu ideal etrafında ülkeleri birleştiren bir devrimcinin yani Simon Bolivar’ın  doğduğu, büyüdüğü evini, ülkesini görmek bize de nasip oldu.

Kısacık da olsa neredeyse korumalar arasında yaptığımız kısa Caracas turu bir başka renkti.

 

 

IMG_8190

Evet,  Sevgili Sanal Gezgin dostlarım…

Bugün yeni bir ülkenin gezdiğimiz bölümlerini paylaşmaya başlıyorum sizlerle..

İlginizi çekeceğini umuyorum..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

27.08.2014 Saat 21:43

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.